"Unknown" an artist, a scientist, a philosopher, a poet, an author & nothing

“Bilinmeyen” bir sanatçı, bir bilim adamı, bir mütefekkir, bir şâir, bir yazar & hiç

English Homepage

“REBELLIO ELIAE”

“İLYÂS’IN KIYÂMI”

“Tanrı’ya boyun eğmenin hakikati, beşerî otoriteleri tanımamaktır.”

Râşid bin Ahmed

Çalışmalarım

Bu yaşıma kadar olan hayatım; Tanrı, insan ve evrenin bağıntılarını ve anlamlarını keşfetmeye ilişkin verdiğim emeklerle aldığım yolda şekillenmiştir. Bu yolculuğumun bazı durak noktalarını ve ilerde belki de tamamını insanlıkla paylaşmak ve onları alıcısına aktarmak niyetiyle bu yolculuğumu farklı bir düzleme taşımak istiyorum; ilgilenen-ilgilenmeyen herkese selâm olsun…

Notaların Sanatı

Bir müzisyen ve besteci olarak müzik sanatı ve doğası hakkında pek çok felsefî çeşitli başlıklar ile kaleme aldığım yazılarıma ve ayrıca bestelerime de buradan erişebilirsiniz.

Doğayı Okumak…

Matematik ve matematiksel fizik alanında akademik makalelerimi ve farklı bakış açılarıyla fikir yürütmelerini popüler seviyede tartışacağım sayfama da buradan erişebilirsiniz.

Şiir & Edebiyat

Şiirlerimi ve edebiyat üzerine olan denemelerimi paylaşacağım kısım burası olacak; tüm okurlara iyiliği anlamlılığıyla değerlendirecek kıymetli vakitler diliyorum :)

NOT: Her hafta cuma günü yeni paylaşımlarla sitem güncellenecektir bi-iznillâh!

“Dünyayı ancak hür akla sahip nesiller değiştirebilecektir!”

Râşid bin Ahmed

“Unknown”

Günlük Yazılarım…


  • Güzelliğin Doğası

    Tutkunu olduğumuz, tanıklığının devamı uğruna hayatta kalma güdümüzün bizlere korkunç eylemler yaptırabildiği, özlem duygusuyla sadece nesnelere değil, anlam dünyamıza bile nüfuz edebildiği için sürekli peşinde olduğumuz o fenomenal, büyülü sırrın sahibi, cezbedici kavram “güzellik” nedir?

    Tüm aşkların ölümsüz çağlayan kaynağı, sevgilinin yüzünde beliren gülümsemeye sayısız mısralar yazdıran ve öyle ki aşkın anlamı kendisinin varlığında beliren, ümitsiz yaşamların, dipsiz bunalımların yokluğunda filizlendiği, ölümün ötesinde bile onu bulma olasılığına meraklar uyandırarak intiharlara sebep olan, bilim ve sanatın en sade ifadelerinde belirerek ruhtaki boşlukları sarma gücüne sahip o eşsiz ve paha biçilmez mülkün adıdır “güzellik”.

    Mutlak bir tanımı asla olmayan ama tüm mutlaklıkların ona göre, onun için değerlendirildiği; parçacıklardan nesnelere, mikrodan makroya keskin görü sahiplerinin derecelerine göre her koşulda kaçınılmaz olarak apaçık seviyede göz önünde olan; kendisine karşı doygunluğa erişemediğimiz için uğruna ölümden sürekli kaçıldığı, hem varlık hem hiçliğin aslında ne olduğunu ve olamayacağını aynı zamanda bize gösteren avuçlarımızın içindeki sarsılmaz bir pusula, hem de bir hedeftir ki kutup yıldızıdır gibi değişmez konumda ve uzaklıkta olabilen, yaşam ağacının diş kamaştırıcı meyvesinin adıdır “güzellik”.

    Öyle ki, bizi yeryüzünde arayışların birinden öbürüne doğru sürükleten tüm motivasyonların çekirdeğidir “güzellik”; varlıkların var olmaları için gereken tüm zorunluluklar dahi “güzellik” hedefine varmak içindir ki “güzellik” aynı anda hem sebeptir hem de sonuç, hem çıkıştır hem varış hem de yol…

    Sahi merkez-kaç kuvveti neden dairesel olmalıydı? Eğer bu fizik yasası dairesel bir hareketi gerektirmeseydi, o zaman canlılığın var olacağını peşinen kabul ettiğimizi varsaysak bile sahip olduğumuz güzellik algımız, bilincimizin basit bir evrimsel aşinalığından ibaret değilse insanlığın bugüne gelmesi imkânsız olurdu.

    Bu verilen örnek aslında hayal gücümüzle dahi erişemeyeceğimiz bir örnektir. Çünkü insan zihni yaratamaz. Bir fizik yasasına karşı mutlak anlamda farklı bir yasa öngörüsü yapamayız. Ama en azından, bugüne kadar deneyimlediğimiz doğa yasalarının hâlen geçerli olduğu bu önyargılarla çevrili geçersiz varsayımlarla dolu bir pencereden geliştirilen bu örnek bize bir gerçeği fısıldamaktadır: Güzellik algısı, basit evrimsel bir aşinalıktan ibaret olamaz. Çünkü çevreye duyulan adaptasyonla “güzellik” algımızın geliştiği ve şekillendiği iddiası, bir dolu geçersiz ve imkânsız varsayımlardan soyutlanmadan bir sonuç üretememektedir. Yani merkez-kaç kuvvetinin dairesel olmasını kabul etmeyip, diğer tüm imkânsız varsayımlar geçerli kabul edildiği taktirde bile insanlığın varlığı, en azından binlerce yıllık tarihe sahip olması imkânsız olurdu.

    Bir başka deyişle, “güzellik” bilimsel açıdan irdelendiğinde bir tanım olarak indirgenebilir değildir. Tümevarım veya tümdengelim olarak beliren bütün tanımlamalarda bilimsel olarak eşitlikten öte “aynı”lık özelliğine sahip olarak vardır. Yani o, bölünebilir yahut parçalanabilir de değildir; yahut ondan aşağıda veya yukarısında olan bir “olgu”, bir fenomen de yoktur.

    • Râşid bin Ahmed